Menenjit Sonrası İşitme Kaybı

Tıbbi imkanların gelişmesine veya yeni antibiyotiklerin piyasaya sürülmesine rağmen bakteriyel menenjit maalesef halen çok sayıda ölüme neden olan yenidoğan hastalığı olma özelliğini sürdürmektedir. Modern antibiyotik çağı ile birlikte bakteriyel menenjitte ölüm oranı, hastalığa sebep olan etkenin cinsine göre değişmekle birlikte %70-100’lerden %3-28’lere kadar düşmüştür. Ölüm oranının yüksek olduğu dönemlerde bakteriyel menenjitin nörolojik yan etkileri ve doku bozuklukları hiç önem taşımazken, günümüzde bunların erken tanı ve tedavisine yönelik çalışmalar önemli ölçüde uğraş verilen bir konu olmuştur.


Çocukluk çağında görülen bakteriyel menenjitin en sık görülen sekeli, değişken seviyelerde işitme kaybıdır. Değişik merkezler tarafından bildirilen oranlar %13 ile %40 arasında değişmektedir. Menenjite bağlı işitme kaybında erken tanı, oluşan işitme kaybının uygun şekilde tedavisini başarıya ulaştırmakta ve oluşabilecek psikososyal ve entelektüel problemlerin önüne geçmektedir. Bakteriyel menenjit geçiren her hastanın seçilen uygun bir yöntemle test edilmesi çok büyük bir önem arz etmektedir. Bilindiği gibi insanlarda konuşmanın öğrenilmesi ve geliştirilmesi beyin gelişiminden başlayan ve 2-3 yaşına kadar süren süreçte olmaktadır. Bundan sonraki dönemde öğrenme kabiliyeti oldukça azalıp 5-6 yaştan sonra ise özel eğitim verilmedikçe hemen hemen imkansız hale gelmektedir. Bu gerçek göz önüne alındığında 2-3 yaşın altındaki çocuklarda menenjite bağlı işitme kaybının hiç vakit kaybedilmeden saptanması ve en uygun şekilde tedavi edilmesinin önemi bir kat daha artmaktadır.


Bakteriyel Menenjitte Sağırlık Etkenleri


Bakteriyel menenjite neden olan etken mikroorganizma ile işitme kaybı arasındaki ilişki, çeşitli araştırmalarda tartışılmıştır. Bir makaleye göre; işitme kaybı ile etken mikroorganizmalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur.

Bakteriyel menenjitte işitme kaybına neden olan risk faktörlerinden biri yaştır. Bilindiği gibi menenjit, 0-1 yaş arası bebeklerde daha ağır seyretmektedir ve sekel kalma olasılığı da yükselmektedir.


Genel olarak bakteriyel menenjit tanı ve tedavisindeki gecikmenin, işitme kaybı da dahil olmak üzere nörolojik doku bozukluklarının gelişmesinde önemli bir risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Bununla beraber ilk 24 saat içinde tanı konularak tedaviye başlananlarda da işitme kaybı görülebilmektedir. Bu olayın patofizyolojisi henüz tam olarak anlaşılamamıştır.

Bakteriyel menenjitte hasta sayısının artmasına neden olan risk faktörlerinden biri de BOS glikoz düzeyidir. BOS glikoz düzeyi plazma değerinin 2/3'ü kadardır. Bakteriyel menenjite ise daha düşüktür. BOS glikoz seviyesi, plazma glikoz seviyesine oranlandığında oranın %40’tan daha düşük olması bakteriyel menenjitin göstergesi olabilir. Yenidoğanda BOS glikoz seviyesi normalden daha yüksektir bu yüzden oran %60’tan daha düşük olur. Çeşitli araştırıcılar %20’nin altında BOS glikozunun işitme kaybıyla beraber diğer menenjit sonrası yaşanan komplikasyonları artırdığına dikkat çekmektedir.

Hastalık sırasında septik nöbetler görülmesi komplikasyon oluşması açısından önemli bir risk faktörü olarak gösterilmektedir. Ateşli nöbet; Amerikan Pediatri Akademisi'nin (APA) 1996 yılında yayınladığı raporda 6 ay ile 5 yaş arasında, daha önceden bilinen nörolojik bozukluğu olmayan çocuklarda beraberinde merkezi sinir sistemi enfeksiyonu olmaksızın 38°C üzerinde ateş ile tetiklenen nöbet olarak tanımlanmaktadır. Çocukluk çağının en sık görülen nöbet tipi olup sıklığı %2 ile %5 arasındadır. On beş dakikadan kısa süren, yaygın ve 24 saat içinde tekrarlamayan nöbetler basit; 15 dakikadan uzun süren, tek bölgeyle sınırlı kalan ve 24 saat içinde tekrarlayan nöbetler komplike nöbet olarak tanımlanmaktadır. Ateşli nöbetlerin çoğu basit tipte, %25-30’u ise komplike özelliktedir. APA, 2011 yılında basit ateşli nöbet geçiren hastalar için önerilerini yenilemiş, ateşli nöbet geçiren ve klinik olarak menenjit belirti ve bulguları gösteren her çocukta lomber ponksiyon (BOS örneği alınarak biyokimyasal, mikrobiyolojik ve sitolojik inceleme yapılan tıbbi prosedür) yapılması önerilmiştir. 6-12 aylık bebeklerde ise HIB/pnömokok aşıları eksikse, aşılanma durumu bilinmiyorsa ya da nöbet öncesinde antibiyotik kullanımı varsa LP düşünülebileceği önerilmiştir.


Hastalığın komplike oluşunun bir diğer göstergesi de hastanede yatış süresinin uzunluğudur. Komplike olgularda hastanın tedaviyle sağlığına kavuşması iki haftanın üzerinde bir zaman almaktadır. Bu hastalarda tedavi sonrası doku bozukluğu oranı, komplikasyon dolayısıyla yüksektir.


Bakteriyel menenjitin agresif doğasının ve beyin ödeminin şiddetinin bir yansıması olarak görülen koma da işitme bozukluklarının ve diğer sekellerin meydana gelmesinde bir risk faktörü olarak dikkat çekmektedir. Yayınlanan araştırmalar, koma durumunun işitme kaybı ve diğer nörolojik doku bozukluklarının ortaya çıkma şansında 4 katlık bir artış yaptığına dikkat çekmektedirler.


Oluşan işitme kayıpları içinde sinirsel tipte olanları, hemen daima diğer nörolojik doku bozukluklarıyla birlikte olurlar. Buna karşın iç kulak tipinde olanlar toksik ya da irinli menenjit sonucu oluştuklarından nörolojik doku bozukluklarıyla birlikte olmaları şart değildir. İç kulak enflamasyonları sonucu oluşan işitme kayıplarının hafif dereceli olanları 2-3 hafta içinde tamamen düzelebilirler. Bu tür olgularda kalıcı işitme kaybı, başlangıçta orta-ağır işitme kaybı oluşan bireylerde görülmektedir.


Sonuç olarak kalıcı işitme kaybı, hastalığın 3. veya 4. haftasından sonra kendini göstermektedir. Bu durumda önemli olan, işitme kaybını tüm özellikleri ile ortaya koyabilmektir. Bu nedenle bakteriyel menenjitli hastalar tedaviden sonraki 1.ayda yeterli bir işitme değerlendirmesinden geçirilmelidirler. Gerçi her türde bu hastalığa bağlı Meniere (endolenfatik hidrops) vakalarında, geç dönemde işitme kayıpları da bildirilmektedir. Çok nadir görülen bu durum akıldan çıkarılmamalıdır.

Bakteriyel menenjite bağlı işitme kayıpları içinde, hastalık döneminde vücut direncinin düşüklüğü sonucu oluşan üst solunum yolları enfeksiyonlarının yarattığı işitme kayıpları, önemli bir yer tutar. Bu kayıplar tedavi ile düzeltilebilen yegane işitme kaybıdır. Bu nedenle kulak iltihabının dikkatle izlenmesi ve tedavisi gereklidir. Aksi takdirde hastalık sonrası birkaç yılı aşan vadede, durumun işitme kaybına dönüşme ihtimali yüksektir.


Kaynakça

456 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör